Aşk hormonları da denilen belirli hormonlarla bu yazımda empati kurmaya çalışacağız.
Sadece onlar gibi düşünüp onların ne işe yaradıklarını anlamaya çalışacağız.
Hayata onların gözünden bakıp yaşadıklarımızı hormonların perspektifinden yeniden anlamlandırmaya çalışacağız.
Edebiyatın neredeyse tamamı aşka dairdir. Uğruna şiirler, şarkılar yazılan aşkın biyolojik kökenlerine ineceğiz.
Bu yazıda ele alınan aşk tamamen iki insanın arasında oluşan güçlü ve yoğun duygularla sınırlı tutulmuştur. İlahi aşk veya tasavvuf konumuzun dışındadır.
Bir insan ilk kez gördüğü birisine nasıl oluyor da anında ‘vuruluyor’? Bu vurgun neticesinde ortaya çıkan kaos ve nedenlerine bakacağız.
Aşkın gözü neden kördür? Çünkü bazı hormonlar sağlıklı düşünmemize izin vermez. Aşk ile kastedilen şey ilk evrelerde görülen tutkulu yönelimdir.
Aşk Hormonları – Üç Kafadar
Oksitosin hormonu günümüzde en popüler hormonlardandır diyebiliriz. Bu popülerliğin nedeni büyük ihtimalle popüler olan bir başka konuyla ilgili; bağlanma.
Bağlanma konusuna özellikle annelerin ne kadar meraklı bir şekilde odaklandıklarını biliyoruz.
Çoğu zaman aşkla ilişkilendirilen oksitosin hormonu bilinenin aksine tutkulu aşk dönemlerinde ortalıkta görünmez.
Aşkın en yakıcı ilk dönemlerinde oksitosin sesini kesmiş bir kenarda oturup beklerken piste üç kafadar gelir.
Bu üçlü o kadar senkronize bir dans gösterisi yaparlar ki izleyenleri hayretler içinde bırakırlar.
Tutkulu bir şekilde bir başkasına âşık olduğunuzda serotonin, dopamin ve norepinefrin seviyesi yükselir.
Muhtemelen serotonin ve dopamin aşina olduğunuz, en azından duyduğunuz hormonlardır.
Norepinefrin ise konuyla ilgili olmayanlar için tanıdık olmayabilir. Kısaca söyleyecek olursak epinefrin ve adrenalin aynı hormondur.
Norepinefrin ile noradrenalin de aynı hormonlardır. Biri yunanca diğeri ise Latincedir. Her ikisi de böbreğin üstü anlamına gelmektedir.
Neden iki farklı kavram olarak kullanıldığına gelince; tamamen ABD ve İngiltere’nin lüzumsuzluğudur.
İngilizler epinefrin kavramını kullanmayı tercih ederken Amerikalılar ise adrenalin kavramında karar kılmışlardır.
Dünya genelinde yaygın kullanımı adrenalin şeklindedir. Bu yazıda özel bir sebebi olmaksızın epinefrin kullanımını tercih ettim.
Bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum ki o da epinefrin ve norepinefrin farkı hakkındadır.
Çoğunlukla epinefrin ve norepinefrin birbirlerinin tersine çalışan sistemler olarak düşünülmektedir fakat durum hiç de öyle değildir.
Birazdan birine ilk görüşte âşık olduğumuzda üç kafadarın bize ettiklerini öğreneceğiz fakat kavramlar hakkında bilgi vermek istiyorum.
Eğer bir kimyasal kana karışıyorsa hormon, sinir hücrelerine etkide bulunuyorsa nörotransmitterdir.
Yani mesaj sinir hücresine gidiyorsa bu kimyasal, bir hormon değildir.
Norepinefrin mesajı bazen sinir hücrelerine aktarır bazen de kana karıştırır.
Bazen hormon olarak işlev görür bazen de nörotransmitter olarak işlev görür.
Gördüğünüz gibi karmaşık bir sistemden bahsediyoruz.
Şimdi âşık olalım da üç kafadarın neler yaptığına bakalım.
Üç Hormon Problemi
Tutkulu bir şekilde birisine âşık olduğumuzda serotonin, norepinefrin ve dopamin seviyeleri yükselir.
Bu şeytan üçgeni nedeniyle her yerde onu görür, onu düşünürüz.
Âşık olduğumuz kişi bütün dünyamızı işgal eder ve uyurken bile rüyalarda onu görürüz.
Ümit Yaşar’ın da dediği gibi mevsimlerden Ayten olur, günlerden de Aytenertesi. Saatler Ayten’e beş var, olur.
Şimdi hormonların diliyle durumu izah edelim. Norepinefrin salgılandığında odaklanmamız artar.
Sevdiğimizden başkasına odaklanamayız. Kalp atış hızı, kan basıncı ve kas tonu da norepinefrin yükseldikçe artar.
Maşuk ile karşılaşınca kalbiniz yerinden çıkacak gibi olur. Serotonin artışı sayesinde müthiş bir iyilik hali ve mutluluk hissedersiniz.
Bana ‘merhaba’ dedi diye tüm gün aptalca bir mutluluk yaşarsınız. İlk gördüğünüz anda sizde oluşan o yoğun aşk duygusu dopaminin zevk vermesiyle ilintilidir.
Bu aşamada mutluluğun bir kısmı serotoninden bir kısmı da dopaminden kaynaklanır.
Dopamin sadece zevkle ilgili değildir. Aynı zamanda bir motivasyon kimyasalıdır.
Dopamin sayesinde içimiz kıpır kıpır olur. Dopamin salgılanıyorsa ya bir ödül kazanmışızdır ya da bir ödül beklentisi içindeyiz demektir.
Bu nedenle motivasyonumuz çok yüksek olur. Ödülü kazansak bile dopamin sayesinde aynı ödüle tekrar ulaşmaya çalışırız.
Âşık olduğumuzda gözümüzü kör eden de bu hormondur. Sağlıklı düşünemeyiz, muhakeme edemeyiz, eleştiri yeteneğimiz kalmaz.
Âşık olduğumuz kişinin hiçbir olumsuz yönünü görmeyiz, göremeyiz. Dopamin, prefrontal korteksi baskılayarak bizi avanak bir aşık haline getirir.
Âşık olduğunuz kişi bu sayede kusursuz görünür. Dopamin, hafızayla da ilişkili bir hormondur. Sevdiğinizin hiçbir şeyini unutmazsınız.
Onun giydiği kıyafetten tutun da yüzündeki mimiklerine kadar her şeyini hatırlarsınız.
Aşk Hormonları Nasıl Çalışır?
Şimdi gelelim hormonlarla empati kurma meselesine. Sizce bu üç hormon bize bunları neden yapıyorlar?
Sonuçta biraz düşündüğümüzde -ki aşıksak pek düşünemeyiz- aslında zararlı da çıkabileceğimiz bir süreçten bahsediyoruz.
Serotonin, dopamin ve norepinefrin sayesinde çok fazla düşünmeye fırsat kalmadan bir eş buluruz. Neden?
Hayatımız için son derece önemli olan bu eş seçme kararını neden bu üç fütursuz hormonun eline teslim edelim ki?
İstemesek de ediyoruz ama cevap biraz provokatif gelebilir. Aslında hormonlarla empati kurabilirsek cevap çok basit; dişinin bir an önce gebe kalması.
Şimdi insan gibi değil bir hormon gibi düşüyoruz ve onlarla empati kuruyoruz.
Tek dertleri türün devamını sağlamak olan bu hormon üçlüsü kendilerine verilmiş genetik vergilerle bizleri üremeye teşvik ediyorlar.
O zaman biz bu işi evlenerek yapalım ve güzel bir düğünün ardından bebek bekleyen bir çiftin hikayesiyle devam edelim.
Onlar ermiş muradına biz de çıkalım hormonlarına bakalım.
Ateş Söner Sıcaklığı Kalır
Bizi aşık edip evlendirdikten sonra bu üç kafadar bir kenara çekilir ve yeniden aktive olacakları güne kadar beklerler.
Büyük bir aşkla birbirlerine bağlanan çiftleri bir arada tutacak yeni bir hormon devreye girecektir.
Görevi devralan bu hormonun adı oksitosin’dir.
Doğadaki pek çok canlı çiftleştikten sonra eşini bırakıp çiftleşmek için başka eşler ararken biz insanlar eşlerimizle bağ kurar ve bu bağlar sayesinde hayatımızı birlikte devam ettiririz.
Bu bağı sağlayan, oksitosin hormonudur.
Cinsel ilişki gerçekleşene kadar hunharca çalışan serotonin, dopamin ve norepinefrin hormonları yerini şefkatli bir sevgiye, oksitosin’e bırakır.
Oksitosin hormonu da yaklaşık 13 ay kadar salgılandıktan sonra sönmeye başlayabilmektedir.
Kadın hamile kalıp doğum yapana kadar oksitosin seviyesi yüksek kalmaya devam eden çiftlerde yaklaşık bir yılın sonunda bağlarda zayıflama olabilmektedir.
Kadınlar oksitosin açısından daha şanslıdır çünkü hamilelik sonrasında bebekleriyle kuracakları bağ için oksitosin salgılanmasında sorun yaşamazlar.
Doğum kasılmalarından itibaren oksitosin bebek için salgılanmaya devam eder.
Oksitosin bir bağlanma hormonudur. Dokunma, sarılma, öpüşme ve bakışma oksitosini artırır. Çoğunlukla sarılma hormonu olarak da geçer.
Annenin bebeğinin bakımı için artan oksitosin seviyesine baba ayak uyduramadığı için de evlilikte sorunlar olabilmektedir.
Erkek artık eskisi gibi sevilmediğini hisseden eşinin durumuna anlam veremez.
Serotonin, dopamin ve norepinefrin hormonlarının etkisiyle geçmişte yaptığı çılgınlıklar yerini ev ihtiyaçlarını karşılamaya bırakmıştır.
Zaten bu üç zalım hormonun etkisi de ne kadar kısa olursa o kadar iyidir çünkü bu şekilde yaşamak sürdürülebilir değildir.
Her yerde Ayten’i gören birisi Ayten’le evlendikten sonra da aynı durumda olursa gündelik işlerinde ciddi sıkıntılar yaşayacaktır.
Tüm dünyanın Ayten’den ibaret olması demek dünyanın mahvolması demektir.
Hormonlar işlerini yapar ve çekilirler. Oksitosin hormonu ise böyle değildir.
Mümkün olduğunca uzun süre bu hormonun canlı kalması çok daha işlevseldir.
Eşlere Öneriler
Oksitosinin az olması ne demek? Çiftlerin birbirleriyle çok fazla zaman geçirmemesi, birbirlerine eskiye oranla daha az dokunması, sarılması demektir.
O zaman çözüm de basit. Eşiyle daha fazla tensel temas sağlayan çiftlerde oksitosin seviyesinde düşme olmaz.
Eski günlerdeki şehvetli, tutkulu aşk yerini oksitosin sayesinde şefkatli bir sevgiye bırakır.
Doğal bir süreç bu. Oksitosin sayesinde yuvayı korumaya dönük ve istikrarlı bir yolda ilerleriz.
Oksitosinin sürekliliği hayatı güzel yaşamanın önkoşuludur diyebiliriz.
Tutkulu aşkı harlayan norepinefrin, dopamin ve serotonin hormonları kucağımıza bebeği verince çekip giderler.
O yoğun duygular kaybolunca bizler boşluğa düşmeyiz. Çünkü yuvanın korunması ve ilişkinin devamını sağlayan daha şefkatli bir sevgi hormonu olan oksitosin devreye girer.
Oksitosin ise 13 ay garantili bir hormondur. Akabinde bu şefkatli sevgi hormonunun salgılanmasını arttırmak için bir zahmet sizler de bir şeyler yapmalısınız.
Evlilik, zamanla sevginin bittiği bir süreç değil aksine zamanla şefkatli sevgiyi canlı tutmanızı sağlayacak bir süreçtir.
Bunun yolu da eşlerin birbirleriyle daha fazla bakışması ve birbirlerine daha fazla dokunmasıdır.
Elbette ki hayat hormonlardan ibaret değildir. Biz insanların yapması ve yapmaması gereken şeyleri belirleyen inançları ve değer yargıları var.
Konumuz aşk bağlamında hormonları anlayabilmek olduğu için dünyaya onların perspektifinden bakarak bilgileri sizlerle paylaşmaya çalıştım.
Karşılıklı saygının olmadığı ve bir tarafın yok sayıldığı bir ilişkiye hormonlar ne yapabilir ki?
Yeni yazılarda görüşmek üzere….


